Eşim, 40 Yıllık Evliliğimizin Ardından



Küçücük bedenini görmeyi istemiştim. Hastanenin işlemleri tamamladığını, artık çok geç olduğunu söylemişti. Ben de yıllarca kendimi, göremediğim mezarın başında ağlıyormuş gibi hissetmiştim.

“Turhan,” diye fısıldadım, “bana öldüğünü söylediğin bebek... Bu kadın mı?”

Cevap vermedi. Sessizliği, bütün itiraflardan ağırdı.Kadını içeri aldım. Çantasından sararmış bir doğum kaydı, bir fotoğraf daha ve üstü mühürlü evrak fotokopileri çıkardı. Dosyanın en altındaki belgede benim adım vardı. Bir bebeğin başka bir aileye verilmesine rıza gösterdiğim yazıyordu.

Altındaki imza da benim adıma atılmıştı.

“Ben bunu imzalamadım!” diye bağırdım.

“Biliyorum,” dedi kadın. “Asıl imza örneklerini bulunca şüphelendim. Bu yüzden geldim.”

Turhan başını ellerinin arasına aldı.

Onu ben attım.”

Oturduğum sandalye sanki altımdan çekildi.

“Sen... benim adıma mı imza attın?”

“Doktorlar bebeğin yaşaması için başka bir merkeze götürülmesi gerektiğini söylediler. Paramız yoktu. Sen ölümle mücadele ediyordun. Füsun'un bir akrabası, bebeği kendi çocuğu olarak büyütürse bütün masrafları karşılayabileceğini söyledi.”

“Peki bana neden söylemedin?”

“Söylesem razı olmayacağını biliyordum.”

Bunu o kadar açık söyledi ki bir an konuşamadım. Demek kırk yıllık sırrın merkezinde yanlış anlaşılma değil, bilinçli verilmiş bir karar vardı.

“Bir annenin çocuğu için neye razı olacağına, o anne dışında kimse karar veremezdi.”

Turhan ağlamaya başladı. İlk defa gözyaşları içimi yumuşatmadı.

Kadın usulca araya girdi.

“Ben kimsenin evini dağıtmak için gelmedim. Bana niçin terk edildiğimi anlatacak birini arıyordum.”

Elini tutmak istedim ama tereddüt ettim. Kırk yıl önce kaybettiğim bebeğin karşımda büyümüş hâli duruyordu. Onun saçlarının nasıl koktuğunu, ilk kelimesini, okulunun ilk gününü bilmiyordum. O da beni yalnızca fotoğraftan tanıyordu.

Tam o sırada sokaktan araba kapısı çarpma sesi geldi. Kadın pencereye yaklaşıp gri aracı görünce irkildi.

“Buraya kadar peşimden geldiler.”

Turhan ayağa fırladı. Perdeleri kapattı.

“Kim onlar?” diye sordum.

Kadın, kendisini büyüten babanın hayatta olduğunu, bu belgeler açığa çıkarsa yıllar önce yapılan işlemlerden sorumlu tutulmaktan korktuğunu anlattı. Ona araştırmayı bırakması için baskı yapmış, Turhan'a da tehdit mesajları göndermişti.

“Mesajları sakladım,” dedi kadın. “Polise vermeye hazırım.”

Turhan gözlerini benden kaçırdı.

“Bana, gerçeği anlatırsam Sevgi'yi de sahte imza yüzünden suçlayacaklarını söylediler. Füsun da zaman kazanmam gerektiğini düşündü. Seni tanımıyormuş gibi davranırsam, evde kalmak istemeyeceğini ve bu işten uzak duracağını sandık.”

“Beni korumak için beni deliye çevirmeye çalıştınız, öyle mi?”

“Yanlıştı. Biliyorum.”

“Hayır, Turhan. Henüz bilmiyorsun. Sen yalnızca sırrının ortaya çıkmasından korktun.”

“Her gün eski fotoğraflarımızı gösterdim sana,” diye devam ettim. “Senin hatırlaman için kendi hatıralarımdan vazgeçmeye razıydım. Oysa sen hepsini hatırlıyormuşsun. Benim acıma bakıp susabilmişsin.”

Turhan cevap vermek istedi. Elimi kaldırdım.

“Şimdi konuşma. Bir kez olsun benim ne hissettiğimi bilmeden karar verme.”

Kadın telefonunu çıkarıp tehdit mesajlarını gösterdi. Bazıları doğrudan evimizin önünde çekilmiş fotoğraflarla gönderilmişti. Turhan'ın korkusu gerçekti. Ama korkmuş olması, verdiği kararları haklı çıkarmıyordu.Füsun'u aradım. Telefonu açar açmaz yalnızca iki kelime söyledim:

“Eve gel.”

Yarım saat sonra kapımızdaydı. Salondaki kadını görünce çantasını düşürdü. Kadın ise onu hemen tanıdı.

“Siz, beni büyüten annemin kardeşisiniz,” dedi. “Çocukken doğum günlerime gelirdiniz.”

Füsun'un dizleri titredi. Yıllarca soframda oturan, acımı benimle paylaşan kadının aynı zamanda kızımın büyüdüğünü uzaktan seyrettiğini öğrendim.

“Nasıl yapabildin?” diye sordum. “Ben sana her yıl kızımın doğum gününde ağladığımı anlatırken nasıl sustun?”

Füsun gözyaşlarını silmedi.

“Önce bebeği yaşatmak için yaptığımıza inandım. Sonra kendi kardeşimi, sonra Turhan'ı korumaya çalıştım. En sonunda sadece kendimi koruyordum.”

“Peki kutu nerede?”

Füsun derin bir nefes aldı.

“Bizim apartmanın bodrumunda. Eski kömürlükteki metal dolapta.”

Turhan'ın çekmecesinde bulduğum paslı anahtarın neyi açtığını sonunda anlamıştım. Hep birlikte aşağı indik. Füsun dolabın arkasındaki küçük teneke kutuyu çıkardı. İçinden bebeğimin ayak izlerinin bulunduğu hastane kartı, gerçek sevk belgesi ve benim yerime atılmış imzayı düzenleyen eski yazışmalar çıktı.

Bir başka kâğıtta, yıllar önce usulsüz evlat verme iddiasıyla yapılan şikâyetin dosya numarası vardı. Şikâyet sonuçlandırılmamış; bazı belgeler adli emanette kalmıştı. Kargo fişindeki arşiv şirketi, yeniden istenen bu eski belgelerin kopyalarını ulaştırmıştı.

Kızımın peşine düşmesiyle kırk yıllık sessizlik çatlamıştı.

Üst kata çıktığımızda kadının telefonu titredi. Ekranda bilinmeyen bir numaradan gelen mesaj vardı: “Dosyayı teslim edersen hiçbiriniz rahat edemezsiniz.” Ardından sokağımızın o an çekilmiş fotoğrafı geldi.

Turhan telefonu almak için uzandı ama kadın geri çekti.

“Hayır. Bu kez korkup saklanmayacağım.”
Reklamlar