Derken planlı olduğu her halinden belli olan bir olay yaşandı. Bir garson üzerime doğru koşup elindeki 12 kadeh kırmızı şarabı elbiseme boşalttı. Lüks ipek elbisem kana bulanmış gibi oldu. Tüm salon sessizliğe gömüldü. Kız kardeşim Rüya zafer kazanmışçasına gülümsüyordu.
Babam Rıza mikrofonu eline aldı. Sesi tüm salonda yankılandı: “Bayanlar baylar, bazı şeyler hiç değişmiyor. Otuz iki yaşına gelmiş, ezik bir memur olarak kız kardeşinin düğününde bile dikkat çekmek için rezillik çıkarıyor. Yalnızlığına şaşmamak gerek!”
Tüm davetliler alayla gülüşmeye başladı. Ağlayıp kaçmamı bekliyorlardı. Ama ben 16 yaşındaki çaresiz kız değildim. Sakinleştim, mendilimle yüzümü sildim ve babama baktım: “Bu elbisenin kumaşı, bu rüküş salonun çiçek bütçesinden fazla Rıza Bey. Ama üzülmüyorum, bu leke Rüya’nın kıskançlığının hediyesidir!”
Babam öfkeyle sahneden indi: “Defol bu otelden! Ailemizden değilsin artık!” diye bağırdı.
Tam o anda, salonun devasa ahşap kapıları büyük bir gürültüyle açıldı…Salona önce koyu takım elbiseli dört özel koruma girdi. Ardından heybetli duruşu ve keskin bakışlarıyla eşim Yağız Öztürk adım attı.
Salondaki tüm iş insanları donakaldı. Damadın babası Tahsin Karadağ dehşet içinde ayağa fırladı. Şirketleri batmak üzereydi ve günlerdir Yağız’ın holdinginden 500 milyon liralık kurtarma kredisi bekliyorlardı. Tahsin Bey nefes nefese Yağız’a koştu: “Yağız Bey, ne büyük şeref! Kredi anlaşmamız için gelmiştiniz değil mi?”
Yağız adamın yüzüne bile bakmadan yanından geçti. Doğruca yanıma geldi. Şarap lekeli elbiseme baktı, gözlerindeki şefkatle ceketini çıkarıp omuzlarıma örttü ve bana sarıldı. Sonra donup kalan kalabalığa döndü:
“Ben Yağız Öztürk. Ve bu kadın benim öz eşimdir.”
Salonda büyük bir uğultu koptu. Annem ve babamın gözleri yuvalarından fırlayacaktı. Yağız, Tahsin Karadağ’a döndü: “Pazartesi günü şirketinize vereceğimiz 500 milyon liralık kurtarma fonunu tam şu an iptal ediyorum. Eşime hakaret edilirken gülen insanlara tek bir kuruş vermem. Şirketinizin iflasını izleyebilirsiniz.”
Kız kardeşim Rüya çığlık atarak sandalyeye çöktü. Zenginliğine güvendiği aile aslında sıfırı tüketmişti!
O sırada salonun kapıları tekrar açıldı. Ellerinde şifreli tabletlerle üç finans analisti içeri koştu. Doğruca yanıma geldiler. Liderleri Ali Bey nefes nefese: “Genel Müdürüm, Avrupa borsalarında çöküş var! Uluslararası Merkez Bankası acil müdahale bekliyor. 200 milyar dolarlık riski yönetmek için talimatınız gerekiyor!” dedi.
Babam ve annem “Genel Müdür mü?” diye kekeledi.
Hiç istifimi bozmadan tableti aldım. Saniyeler içinde analiz yaptım: “Londra masasındaki fonları devreye sokun. Tahvilleri düşürüp dip fiyattan toplayın. Sabaha kalmadan üç büyük bankanın kontrolünü ele geçiriyoruz.”
Tüm salon, dünya ekonomisini parmağında oynatan bu kadının benim olduğumu anladığında dehşete düştü. Damadın babası fısıldadı: “Siz… Siz Valerya Finans’ın gizli liderisiniz!”
Babam Rıza, hayatı boyunca ezdiği kızının karşısında diz çökecek raddeye geldi: “Yasemin… Kızım, biz ailece bir yanlış anlama yaşadık. Oturup yeni yatırımları konuşalım, biz bir aileyiz!”
Ona soğuk bir tebessümle baktım: “Biz aile değiliz Rıza Bey. Sadece aynı geni taşıyoruz, hepsi bu.”
Yağız kolunu bana uzattı: “Gidelim mi hayatım?”
“Gidelim,” dedim.
Arkamızda mahvolmuş bir düğün, batan bir aile ve hak ettiği cevabı almış kibirli insanlar bırakarak saraydan çıktık. Gerçek güç, bağırmakta değil; sessizce dünyayı yönetmekteydi.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.