Zeynep’in yüzündeki şaşkınlık ve pişmanlık ifadesini hiç unutamam. Asıl sırrı o zaman öğrendim. Evi kısa süre içinde satıp başka bir şehre taşınmayı planlıyormuş. Benim orada kalmam bu planı bozuyordu. Beni aceleyle göndermesinin nedeni yas değil, yeni hayat planıymış.
Mahkeme çıkışında yanıma gelip “Keşke bu noktaya gelmeseydik,” dedi. Ama artık çok geçti.
Parayı aldıktan sonra o eve dönmedim. Mehmet’in hatırası o duvarlara sığmayacak kadar büyüktü. Küçük, bahçeli bir ev kiraladım. Fizik tedavime düzenli devam ettim. Torunlarımı görmek için resmi ziyaret günleri belirlendi. Onlara asla anneleri hakkında kötü konuşmadım. Çünkü kin, insanın içini kemiren ikinci bir acıdır.
Bir akşam bahçemde otururken Mehmet’in bana söylediği son sözü hatırladım: “Anne, sen bize hayat verdin. Bir gün ben de sana güvenli bir hayat vereceğim.”
O bunu yapmıştı.
Beni evden kovduklarında her şeyimi kaybettiğimi sanmıştım. Oysa asıl miras para ya da ev değildi. Oğlumun beni düşünüp arkamda bıraktığı o sessiz güvenceydi.
Ve o gün anladım: İnsan bazen kapının önüne konur, ama kader onu bambaşka bir kapıya götürür.